DUYURULAR

KÜLTÜR İÇİN ALAN MİKRO-FİNANSMAN PROGRAMI

Kültür İçin Alan* Konsorsiyumu 2018 yılında İzmir, Diyarbakır ve Gaziantep'te gerçekleştirilecek kültür ve sanat projeleri için bir başvuru çağrısında bulunuyor.

Kemal Varol ile Roman Atölyesi

Kemal Varol ile Mart-Mayıs 2018 arasında 12 hafta sürecek bir roman atölyesi yapılıyor. Diyarbakır Sanat Merkezi işbirliğiyle yapılacak olan atölyeye başvurmak için Atölye İletişim Formu'nu doldurarak 26 Şubat Pazartesi akşam 17.00'a kadar info@diyarbakirsanat.org adresine gönderebilirsiniz. Atölye ücretsizdir.

Kino 2017: Alman Filmleri Diyarbakır'da!

Goethe-Institut ve German Films'in birlikte düzenlediği Kino 2017 film programının Diyarbakır ayağı, Diyarbakır Sanat Merkezi ve Başka Sinema işbirliğiyle 21-24 Aralık 2017 tarihlerinde gerçekleşecek.

5.Diyarbakır Uluslararası Fotoğraf Günleri gerçekleşti

Diyarbakır Uluslararası Fotoğraf Günleri, bu yıl 7-22-28 Mayıs 2017 tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleşti.

Hatırlamak ve Anlatmak için Şehre BAK 2017 programı başlıyor!

Hatırlamak ve Anlatmak için Şehre BAK, yeni şehirleri ve yepyeni programı ile üçüncü dönemine başlıyor!

Kino 2016: Alman Filmleri Diyarbakır'daydı

Goethe-Institut ve German Films'in birlikte düzenlediği Kino 2016 film programının Diyarbakır ayağı, Diyarbakır Sanat Merkezi işbirliğiyle 24-27 Kasım 2016 tarihlerinde gerçekleşti.

KurdîLit Web Sitesi Açıldı

Diyarbakır Sanat Merkezi, Lîs Yayınları ve Literature Across Frontiers ortaklığıyla hayata geçirilen KurdîLit: Türkiye'de Kürtçe Edebiyat ve Yayıncılık Ağı web sitesi 17 Ağustos 2016 itibarıyla erişime açıldı.

KurdîLit Web Sitesi Diyarbakır’da sunuldu

Diyarbakır Sanat Merkezi’nin, Lîs Yayınları ve Literature Across Frontiers ortaklığı ile yürüttüğü KurdîLit Tanıtım Toplantısı 29 Haziran 2016 Çarşamba günü Sümerpark Resepsiyon Salonu'nda gerçekleştirildi.

KurdîLit: Türkiye'de Kürtçe Edebiyat ve Yayıncılık Ağı

Diyarbakır Sanat Merkezi’nin, Lîs Yayınları ve Literature Across Frontiers ortaklığı ile yürüttüğü KurdîLit Web Sitesi Projesi 29 Haziran 2016 Çarşamba günü saat 15:00’te, Sümerpark Resepsiyon Salonu'nda gerçekleştirilecek bir toplantı ile edebiyat ilgililerine sunuluyor.

Çatışma Bölgelerinde Çocuk Çalışmalarını Destekliyoruz

Anadolu Kültür ve Sosyal Kültürel Yaşamı Geliştirme Derneği (SKYGD) çocukların çatışma ve şiddet ortamından etkilendiği yerleşim yerlerinde çocuklar ile yapılacak kültür sanat çalışmalarını desteklemek için küçük bir destek programı başlatıyor.

Duyuru Listesi

Etkinlik duyuruları ve yeni projelerden haberdar olmak için mail listesine üye olun

Kar Beyrut Kar; Mavi Neşe Gölcük

Kitap: Kar Beyrut Kar
Yazar: Mavi Neşe Gölcük
Saat: 17:00

Kar Beyrut Kar, Mavi Neşe Gölcük'ün ilk kitabı. Yetkin, öfkeli ve şiirsel bir ilk kitap. Gölcük'ün öyküleri yer yer politik bir bakışa sahip olsa da, kitabın temel derdi çok başka yerlerde ortaya çıkıyor.

"Asal sayı olmak istiyorum dedi kardeşim, neden dedim, artık bölünmek istemiyorum dedi". Mavi Neşe Gölcük'ün bir öyküsü bu cümle ile başlıyor. Kitaptaki başka bir öyküde daha var bu bölünme meselesi. "Vatan çift sayı mıdır yoksa tek sayı mı?" sorusuna öykü 'kahramanları' elbette bir cevap veriyorlar ama yazarın bu 'bölünme' meselesini çoğunlukla metaforik olarak kullandığını görüyoruz. Gölcük'ün öykü kahramanları, denilebilir ki bu metaforik algının sınırlarında gezinen, deliliği mesele edinen, devlet ve evle kavgalı, hatta bir süre sonra anlatıcının kendisinin de zaman zaman araya girmesiyle anlatıyla kavgalı kahramanlar. Öfkeli ama bu öfkesini kendi içine çevirmiş, şiirsel ama lirik olmayan, kanırtan ama bundan ironik bir payda da çıkaran kapalı metinler Mavi Neşe Gölcük'ün öyküleri.

Kar Beyrut Kar, Mavi Neşe Gölcük'ün ilk kitabı. Yetkin, öfkeli ve şiirsel bir ilk kitap. Gölcük'ün öyküleri yer yer politik bir bakışa sahip olsa da, kitabın temel derdi çok başka yerlerde ortaya çıkıyor. Kendini işgal altında hisseden, ev ve eve ait nesnelerle takıntılı ilişkileri bulunan, çocukluğu cin-peri hikâyeleriyle korkutulmuş, devlet ve onun temsil ettiği değerlerle barışık olmayan kadınların hayatı ile bütün mazlumların yükünü taşıyan bir anlatı onun öyküleri. Kitabın adına taşınan 'Beyrut'a kar yağması' temennisi yine bu algının uzantısı. Bu öykülerde, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisiyken (devlet dersinde) bir tuvalette ölü bulunan Ali Serkan Eroğlu da var, kendi sürgün olmadığı hâlde görev yaptığı köy toptan sürgün yediği için büyük şehirlerde taksi şoförlüğü yapan öğretmenler de, artık her yerde olan Amerika da, büyük şehirlerde yaşayamaya mecbur bırakılmış 'dilsiz kadınlar' da var. Ancak Gölcük'ün asıl başarısı, bunca sert malzemeye rağmen, bu öykülerin yoğun bir şiirsellik taşımalarıyla başlıyor: "Harfler" diyor örneğin, "acıcanlara yazılamayacak kadar narindirler, düşüp kırılabilirler, bu yüzden acıcanlara yalnızca iki harfli bir ses bırakmışlardır: ah" gibi çok vurucu, çok etkileyici şiir cümleleri var bu öykülerde. Bütün bu sert malzemeyi şiirsel, ama kesik kesik, tıkalı bir dille yazıyor Gölcük. Şiirselliği, bu tür anlatılarda olduğu gibi lirizme heba edilmemiş, daha çok İkinci Yeniciler'in kullandığı tekniği andıran bir özellik taşıyor. Bir örnek daha:

"Bekliyoruz.
Beklemenin esiriyiz.
Ve kulu.
Tek günahımız beklemek.
Hiçbir şey yapmadık, suçsuzuz.
Biz her şeyi bekleriz.
Bekçiyiz, bekleriz.

Suçsuz ve günahkâr kavmimiz
Beklediğimiz için, görmedik, duymadık, kıpırdamadık, suçsuzuz
Biz işimizi pek iyi yaparız, bekleriz.
Her kahve falından sonra tanıdığımız herkesi düşünür, tanıyacaklarımızı düşleriz".

Mavi Neşe Gölcük'ün öykülerinde dikkat çeken bir diğer özellik ise, anlatıcının kendisinin de bu öykülerin bir parçası olması. Anlatıcının, dikkatin öyküye çekildiği anda ona müdahale etmesi, anlatıyı bölmesi, parçalaması, yoğun şiirsel yükü kesintiye uğratması, Nurdan Gürbilek'in tanımıyla, kendi endişesini de metne taşıması bu öykülerin bir başarısı olarak gösterilebilir. Kitapta bu türden bolca örnek var. Örneğin, "Türlü türlü yalnız insanlar insanlar vardır. İnsanları iki defa yazdığımın elbette farkına vardım. Ama bu hikmete dokunmayacağım" (s. 134); "Girerken lay lay girdiniz şimdi bay bay çıkamazsınız. (Evet cümlenin sonuna nokta koyduğumun farkındayım, ama yok ki başka işaret, adı kesinlik işareti olan bir işaret.)" (s. 97), "Kim diyebilir ki ünlemler hareket edemez diye! İ, işte böyle" (s. 89); "Buradaki ünlem (!) çok önemlidir, ünlemi hafife almayınız, bu, davulun vurulduktan sonra sesinin kesilmemesidir, bu cümlenin kulaklardan silinmemesidir" (s. 97) gibi cümleler tam da yukarıda sıralandığı gibi bir işleve sahipler. Kendi imkânsızlığının da farkında yazar! Çünkü, kitabın temel meselesinin, bu 'bölünmüşlük' olduğu hatırlanırsa, anlatıcının bu öykülere dahil olması, onları bölmesinin nedeni daha iyi anlaşılacaktır.

Mavi Neşe Gölcük'ün, zaman zaman birbirlerine göndermeler de içeren öykülerinde çoğunlukla kadınlar var. Devlet, din, töreler ve erkekler tarafından bölünmüş kadınlar. Yalnızlığı hiç de derunî bir şey olarak tarif etmeyen, aksine yalnızlığın teknik bir şey olduğunu düşünen, "Neden bize gelmiyorsun?" diyen komşuların tuhaf bakışları altında kendi cinsleri arasında da yalnız ve dilsiz kalmış, orta sınıf karakterinin bütün kötü bakışlarını üzerinde hisseden, bir zaman 'dışarıyı' bir umut olarak görmüş ama sonra yine geri çekilmiş öykü kahramanları var kitapta. 'Sümbül Hanım' öyküsünde bu durum pek güzel anlatılıyor: "Bir vakit eş dost edinmek iyi gelir diye sokağa çıkmaya, cemiyete karışmaya kalkmış, fakat karşılaştığı kadın ve erkeklerin, içinde güç, kuvvet, azim ve bağımsızlık geçen cümleleri Sümbül Hanım'a sinek vızıltısı gibi gelmiş, vücudu sinek ısırıklarıyla dolmuştu". Öykünün sonunda Sümbül Hanım'ın kendi ağzından günlüğüne düşülen notun '"tutanak dili'yle yazılmış olması da, bu bölünmüşlüğün bir uzantısı: "Günün özeti: Balkon kirli bulunmuş, balıklar ve onların evleri özlenmiş. Ağlanmıştır".

Gölcük'ün öykülerinde zaman zaman ironinin öne çıktığı belirtilse de, bu öykülerin asıl tonunun keder ve öfke olduğu söylenebilir. Kitabın can alıcı öykülerinden 'Yasin'de anlatılan anneanne (Goge) tekil bir örnek olmakla beraber, göç ve onun doğurduğu sonuçları göstermesi bakımından eşsiz bir güzellikte:
"Ye diyordu annem. Sana süt, yoğurt ve etli yemekler getiriyordu. Yemiyordun. Annem kızıyordu, üzülüyordu. Üzülünce sinirli oluyordu. Niye yemiyorsun diyordu. Yemiyorum, diyordun.
- yemiyorum.
Annem kızıyordu. Sen kuru kuru anne olmuştun. Ciğerlerin, belki, yesen iyi olacak, yapışmayacaktı.
- niye yemiyorsun?
- yemiyorum.
Bir çırpıda, alçak sesle, yere bakarak, yemiyorum, diyordun, e, i, o, u ancak bu kadar daralabilirdi.
Annem üzüldü, sinirlendi, sana kızdı, çocukluğunun, ömrünün büyük hasretine, sana, Goge'ye.
Haçermek'ten çıktığında, türkçe, Haçermek türkçesi konuşuyordun. O türkçede 'yiyemiyorum' yoktu.
Rutan. O köy. Zaza köyü. Türkçe yoktu Rutan'da. Sonra sonra anladı neden yemediğini.
Çünkü yiyemediğini. 'Yiyemiyorum' demeyi bilmediğini".
Zaman zaman, yukarıda anılan şiirsellik asıl anlatının önüne geçse de, Mavi Neşe Gölcük'ün ilk kitabı Kar Beyrut Kar, bir ilk kitap olmasına karşın son kitap olgunluğuna sahip!

O Kendini Biliyor. Ona bir mektup yazdım. Telefon edip sordum, aldın mı diye. aldım, ben de sana yazdım dedi, adresimi tekrar istedi. Mektubunu aldım, ben de sana yazdım dememiş olsaydı, kendimi kaybeder, aynı güç birkaç defa daha yazar, bunu birkaç hafta yapabilirdim. Ve tüm bunların üzerine, o bıktığı için bana bir yeter artık mektubu ya da bekleyiş mektubu gönderebilirdi. Evet, bekleyiş mektubu, gelmesi çok uzun süren bir mektuptur. Had mektubudur hayatın. Yani, ben birkaç ay daha yazar, bir vakit yorulur ve hep beklerdim.

Ama öyle olmadı. Dedi ki bana, mektubunu aldım, ben de sana yazdım gönderdim.
Her gün posta kutuma yedi kez baktım.

Radikal - 13.01.2006 / Kemal Varol

|