DUYURULAR

Diyarbakır’da Fotoğraf ve Gençlik

Diyarbakır Fotoğraf Amatörleri Derneği (DİFAK) ve Diyarbakır Sanat Merkezi (DSM) işbirliğiyle, Hollanda Konsolosluğu İstanbul’un desteğiyle, Diyarbakır’da Fotoğraf ve Gençlik projesi Ekim 2017-Mart 2018 tarihleri arasında gerçekleştirildi.

sehrebak.org Yeni Çağrılar ve Yazılarla Yayına Devam Ediyor

sehrebak.org yeni çağrılarıyla şehirlerden fotoğraf ve video hikâyelerinin paylaşım alanı olmak üzere yola çıktı.

Kültür için Alan Mikro-Finansman Programı

Kültür İçin Alan* Konsorsiyumu 2018 yılında İzmir, Diyarbakır ve Gaziantep'te gerçekleştirilecek kültür ve sanat projeleri için bir başvuru çağrısında bulundu.

Kemal Varol ile Roman Atölyesi

Kemal Varol ile Mart-Mayıs 2018 arasında süren bir roman atölyesi yapıldı. Diyarbakır Sanat Merkezi işbirliğiyle yapılan ücretsiz atölyede roman yazma teknikleri ve bir roman taslağı üzerine çalışıldı.

Kino 2017: Alman Filmleri Diyarbakır'da!

Goethe-Institut ve German Films'in birlikte düzenlediği Kino 2017 film programının Diyarbakır ayağı, Diyarbakır Sanat Merkezi ve Başka Sinema işbirliğiyle 21-24 Aralık 2017 tarihlerinde gerçekleşecek.

5.Diyarbakır Uluslararası Fotoğraf Günleri gerçekleşti

Diyarbakır Uluslararası Fotoğraf Günleri, bu yıl 7-22-28 Mayıs 2017 tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleşti.

Hatırlamak ve Anlatmak için Şehre BAK 2017 programı başlıyor!

Hatırlamak ve Anlatmak için Şehre BAK, yeni şehirleri ve yepyeni programı ile üçüncü dönemine başlıyor!

Kino 2016: Alman Filmleri Diyarbakır'daydı

Goethe-Institut ve German Films'in birlikte düzenlediği Kino 2016 film programının Diyarbakır ayağı, Diyarbakır Sanat Merkezi işbirliğiyle 24-27 Kasım 2016 tarihlerinde gerçekleşti.

KurdîLit Web Sitesi Açıldı

Diyarbakır Sanat Merkezi, Lîs Yayınları ve Literature Across Frontiers ortaklığıyla hayata geçirilen KurdîLit: Türkiye'de Kürtçe Edebiyat ve Yayıncılık Ağı web sitesi 17 Ağustos 2016 itibarıyla erişime açıldı.

Duyuru Listesi

Etkinlik duyuruları ve yeni projelerden haberdar olmak için mail listesine üye olun

13 Eylül

13 Eylül, 10 Ekim 2010

Saat: 19.00

Yer: Diyarbakır Sanat Merkezi

 

Darbe Sergisi Diyarbakır’da…

 

Diyarbakır Sanat Merkezi şu sıralar “13 Eylül” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Geçtiğimiz yıl Outlet’tte gerçekleşen “Darbe” sergisinin bir devamı niteliğinde olan sergi, 12 Eylül darbesi adına yapılabilecek sorgulamaların en uç noktasında yorum ve anlamları konu ediniyor. Tam da anayasa değişikliği öngören referandumunun hemen ardından açılışı yapılan sergiye, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Osman Kavala ile çok sayıda sanatçı ve yazar katıldı. Azra Tüzünoğlu’nun küratörlüğünü yaptığı sergide, Halil Altındere, Canan, Aslı Çavuşoğlu, Köken Ergun, Bengü Karaduman, Şener Özmen, Özlem Sulak ve MSGSÜ Kolektif Hafıza Gurubu’nun işleri yer alıyor.

 

Tank, postal sesleri

Sanatçıların büyük bölümünün açılışında bulunduğu sergi, başta sinema olmak üzere sanatın diğer disiplinlerinde yapılan üretimlere birer eleştiri olarak da karşımıza çıkıyor. Azra Tüzünoğlu, 13 Eylül sergisine ilişkin hazırladığı metinde, özellikle sinemada ve dizi sektöründe (Babam ve Oğlum, Eve Dönüş, O… Çocukları Vizontele Tuba, Çemberimde Gül Oya, Hatırla Sevgili, Bu Kalp Seni Unutur mu? vb) toplumun bilinç altına itilen karanlık döneme politikadan olabildiğince uzak ve az bulaştırıldığına işaret ediyor. O yüzden işin, yine bu konuda işler üreten sanatçılara düştüğüne değiniyor. Darbeden bugüne kadar geçen zaman diliminde yaşananların keskin bir dil ile yorumlandığı bu sergi, tam da bu minvalde izleyiciler ile konuşmaya çalışıyor. Sergiye şöyle bir kulak kabartıp göz gezdirildiğinde aslında serginin ayaklarının hangi kavramlara uzandığını ve nasıl bir atmosfer içinde olduğunu az çok tahmin edersiniz. Bir yanda sessizliği aniden bölen tank sesleri kulaklarınızda uğuldarken, diğer yanda darbe işgüzarlarının video animasyon görüntüleri eşliğinde kulaklarınızı tırmalayan postal sesleri sizi tedirginliğe sokabilir.

 

Aynı şekilde karanlık dönemin başka bir uzantısı olan bölgedeki kayıplara gözünüzün iliştiğini görüp tarumar olan yaşamların kodlarını bir araya toplayan ve kuyularda suskunların hanesine giden binlerce insanın trajedisini siyasal eleştiri ile karşınıza çıkaran fotoğraflar sizi rahatsız etmekte gecikmeyecek.

 

Sese ve söze hitap eden ve yakın geçmişe kadar uzanan başka bir yasaklı alanın da yine belgeleri ile absürt okuma biçimleri içinde başınızın bir yanında seslendiğini görmek mümkün. Bütün bunların toplamında ortaya çıkan sergi, ziyaretçileri derin sorgulamalara götürürken aynı zamanda tedirgin eden, geren, hatta verdiği iç huzursuzlukla bilinçdışı bir şekilde garip tepkilere de dönüşebilen alanlara çekebiliyor.

 

Darbe, 12 Eylül….

 

Mesela Özlem Sulak, “12 Eylül” çalışması darbeyi yaşamış 17 kişi ile yaptığı görüşmeleri bir videoda bir araya getirmiş. Bu kişisel yaşanmışlıklar, bir yanıyla bu tanıklığı yaşayan kişilerin darbeciler, darbe karşıtları ve destekçiler konusunda neler düşündüğünü ortaya koyarken bir yandan da toplumun genelinde yaşanan sarsıntıların izlerini içerdiğini söyleyebiliriz. Halil Altındere çok ilginç bir çalışma ile farklı algılama biçimlerinin yolunu açabilecek aşırı yorum alanlarını didiklediğini görüyoruz. Çalışmasının ismi Marx’ın temel eseri, “Das Kapital”. Altındere, çalışmasında üç farklı karede Kapital’i fotoğraflamış. İlk karede Das kapital’in kapak görüntüsü, ikinci kare de Kapital’in kapak sayfasından sonra içi oyularak bir tabancanın yerleştirilebilecek şekilde oyulmuş görüntüsü yer alıyor. Üçüncü karede de tabancanın kendisi oyulmuş kısma yerleştirilmiş. Altındere, çalışmasının esas esprisinin kapitalizmin yapısal krize girdiği andan itibaren (son olarak Türkiye’de İşbankası’nın Kapital’in basımını gerçekleştirmesi gibi) Kapital’in bir silah gibi başvuru kaynağı olarak kullanılmasına dayandırıyor. Başka bir özellik de 80 öncesinde kimi solcuların silahlarını kapitalin içinde sakladığı rivayeti üzerine. Bir başka çalışma da Şener Özmen’e ait. Daha önce çok sayıda video art ve fotoğraf çalışmalarıyla dikkat çeken Özmen’in bu sergide “sus” ve “bayrak” çalışmaları yer alıyor. “Sus” çalışmasında, bir kuyunun başında takım elbiseler içinde yüzü koyu uzanan bir kişi duruyor. Sağ eliyle “gelmeyin” dercesine dur ihtarı çekmesi, sol eli ile de kuyudan aşağı bakarak “sus” işareti yapması, toplumsal belleği eşeleyen bir çok soruyu aynı anda sordurtuyor-sorguluyor. Zamanı ve mekanı belli olmayan bu çalışmanın, bir yanıyla 12 Eylül’ü ve devamında ise bölgede yaşanan kayıpları daha çok işaret ettiğini teslim etmek gerek. Bir çok soruyu beraberinde getiren bu çalışma, bir gerilim alanına işaret ederken sergi için hazırlanmış metinde “gerilim”, susturulmaya çalışılanlarla tam orada durmaları sağlananlar arasında eşit miktarda dağıtılıyor. “12 Eylül Askeri Cuntası’nı yaşamış bir sanatçının istibdat yıllarına gönderdiği el işaretleri, uzun yıllar işaret diliyle konuşmaya çalışan bir topluma kayıyor yavaş yavaş…”

 

 

12 Eylül’ün Kara filmi

 

Bir başka çalışma da Bengü Karaduman’ın “sessiz kelimelerin yerine” isimli video enstalasyonu. Bu çalışma darbeden sonraki kuşağa pek görünür olmayı arzulamayan bir geçmişi ele alıyor. Darbeyi ortaya çıkaran koşullardan darbe sürecini ve sonrasında ortaya çıkan ürünleri siluetler halinde yeniden meydana getirerek kronolojik bir kara film olarak izleyici karşısına çıkıyor. Canan’ın çalışması da “Vakvak Ağacı” isimli video animasyon. Canan, çalışması minyatürlerden oluşturduğu görseller yardımıyla yakın Türkiye geçmişine dikkat çeker. Esas esin kaynağını da Osmanlı dönemindeki Yeniçeri ayaklanmasından alarak ve yakın Türkiye tarihinde var olan askeri darbeler ile bağıntı kurarak kurguluyor. Bir başka önemli çalışma da MSGSÜ Toplumsal Hafıza Grubu’nun 12 Eylül ile ilgili yapmış oldukları 250 görüşmenin ses kayıtlarının sergiye taşınmış olması. Hafıza Grubu aynı çalışma kapsamında Darbe ile ilgili haberlerin bir araya getirildiği bir de “Türkiye’nin sesi” isimli gazete çıkarmış. Aslı Çavuşoğlu da, Kürtlerin pek alışık olduğu yasak kelimeler konusunda bir iş çıkarmış. Çavuşoğlu, darbe sonrası TRT tarafından yasaklanan 205 kelimenin 191 ile şarkı besteliyor. Fapçi Fuat’ın sesi ile de sözcükleri bir albüme dönüştürerek plak yoluyla ziyaretçilere ulaştırıyor sergide. “Tanklove” videosu ile Köken Ergun, Danimarka’nın küçük ama zengin bir kasabasında bir tank dolaştırarak, kasaba sakinlerinin tepkilerini ölçüyor. Sergi Diyarbakır Sanat Merkezi’nde 12 Ekim’e kadar görülebilir.

 

 

Fresno - Bitlis - Yerevan: Neresi Sıla , Neresi Gurbet?

7 Şubat - 10 Mart 2009

 

William Saroyan ismi “dünya vatandaşlığı”nı çağrıştırır. Onun kapsayıcı, çoğaltıcı bir aidiyet olarak kurgulanan dünya vatandaşlığı, aidiyetsizliğin diğer adıdır. Memleketini kaybetmiş bir sürgündür Saroyan. Memleketsizliğinin bilincine vardığı noktada da, köklerini üçlü bir sacayak üzerinde inşa eder. Fresno, Bitlis ve Yerevan, onun hem sılası hem gurbetidir.

 

Yüzüncü doğum yıldönümü UNESCO takvimine de alınan Saroyan’ı anmak için hazırlanan bu sergi, yazarın Fresno’daki gençlik yıllarını, Anadolu ve Ermenistan seyahatlerini belgeleyen fotoğraflarla, eserlerinden yapılan çeşitli alıntıların bir araya gelmesiyle oluştu. Sergi, köklerini keşfetmek için yola düşen bir adamı, hep gülen yüzüyle hatırlanan ama daima karanlık, erişilmez bir yanı da olan William Saroyan’ı anlamaya dair bir öneri sunuyor.

 

Sergi üç temel izlek üzerine oturuyor. Saroyan’ın doğduğu yer olan Fresno, ailesinin memleketi olan ve hayatı boyunca büyük bağlılık duyduğu Bitlis ve kendi deyimiyle “Bitlis’e yakın olabilmek için” tam dört kez ziyaret ettiği Yerevan.

 

Saroyan’ın bu üç kentle olan ilişkisi; kimliğini, aidiyet ve aidiyetsizliklerini bu üç kent üzerinden nasıl tanımladığı, bu ilişkinin zaman içinde nasıl biçim değiştirdiği, serginin yanıt aramaya çalıştığı sorular.

Sergide dört önemli fotoğrafçının Saroyan’a dair tanıklıklarına yer veriliyor: Ara Güler, Ermenistanlı fotoğrafçı Boğos Boğosyan (sergi için İstanbul’da bulunuyor) ve Saroyan’a Anadolu gezisinde eşlik eden Bedros Zobyan ile Fikret Otyam.

 

Sergide Saroyan’ın çeşitli eserlerinden yapılan alıntıların yanı sıra, Karin Karakaşlı ve Rober Koptaş’ın kaleme aldığı, “Pergelin Sabit Ucu Fresno”, “Bitlis’te Ocağım Tüter”, “Yerevan Diye Bir Ütopya” metinleri yer alıyor. Ayrıca Saroyan’ın kronolojik bir hayat hikâyesine de yer veriliyor.

 

Sergi salonunda, Saroyan’ın İngilizce, Türkçe ve Ermenice çeşitli kitapları sergilenirken, Ayda Erbal’ın hazırladığı müzikler, Saroyan’ın ruh dünyasına kapı aralıyor.

 

Tasarımını grafik sanatçısı Mehmet Sinan Niyazioğlu’nun yaptığı sergide ayrıca, tiyatro sanatçısı ve radyo programcısı Eraslan Sağlam’ın, Saroyan’ın İnsanlık Komedisi eserini okuyarak gerçekleştirilen bir ses kaydı da dinlenebilecek.

 

Fotoğraflar

 

Ara Güler

Bedros Zobyan

Boğos Boğosyan

Fikret Otyam

 

Metinler

 

Karin Karakaşlı

Rober Koptaş

 

Sergi Tasarımı

 

Mehmet Sinan Niyazioğlu

 

Metin okuma

 

Eraslan Sağlam

 

Müzik düzenleme

 

Ayda Erbal

 

WILLIAM SAROYAN kimdir?

 

1908-1981 / Öykü, oyun, roman yazarı

 

 

1905 Saroyan ve Karaoğlanyan aileleri, Trabzon, Marsilya, Le Havre, New York, Kaliforniya güzergâhıyla Amerika’ya göç etmek üzere Bitlis’ten yola çıktılar. Ağabeyi Henry bu yolculuk sırasında, Erzurum’da dünyaya geldi.

 

1908 William 31 Ağustos’ta Fresno’da doğdu.

 

1911 Bir Presbiteryen papazı ve amatör şair olan babası Armenak 36 yaşında öldü. Kardeşleri Henry, Zabel ve Kozet’le birlikte Oakland’daki Fred Finch Metodist yetimhanesine verildi. Anneleri Takuhi, ekmek parasını çıkarabilmek için evlere temizliğe gidiyordu.

 

1914 Birinci Dünya Savaşı başladı.

 

1915 Anadolu’da Ermeni tehciri ve katliamlar.

 

1916 Saroyan ve kardeşleri Fresno’ya, anneleri Takuhi, anneanneleri Lusi ve dayıları Aram’ın yanına döndüler.

 

1918 Birinci Dünya Savaşı’nın sonu.

 

1920 Bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti’nin kuruluşu.

 

1922 Ermenistan Bolşevikler tarafından Sovyetleştirildi ve bağımsızlığını yitirdi.

 

1925 Art arta gelen disiplin cezalarının ardından okulu bıraktı. Aralarında cenaze işlerinin de bulunduğu birçok işte çalıştı. Hızla ve kolayca yazabilmek için daktilo öğrenebileceği bir teknik okula yazıldı. Bir antolojide Guy de Maupassant’ın “Çan” öyküsünü okudu ve yazar olmaya karar verdi.

 

1926 Henry’yle birlikte Fresno’dan ayrıldı. Los Angeles ve San Francisco’da yazıcılık ve postacılık gibi işlerde çalıştı. Bir yıl sonra ailesi de San Francisco’ya taşındı.

 

1928 Overland Monthly dergisi bir kısa oyununu yayımladı; böylece ilk telif ücretini kazandı. Amcası Mihran’dan aldığı borç parayla, yazarlıkta şansını denemek üzere New York’a gitti.

 

1929 Büyük Buhran Amerika’da ve tüm dünyada hayatı zorlaştırmaya başladı. New York’ta tutunamadı ve hayal kırıklığı içinde San Francisco’ya, ailesinin yanına döndü. Düşük ücretli işlerde çalışmaya başladı. İşten arta kalan vakitlerini kütüphanelerde ve daktilosunun başında geçiriyordu.

 

1932 Boston’da İngilizce yayımlanan Ermeni dergisi Hairenik’te (Vatan) Sirak Goryan takma adıyla şiirler yazdı.

 

1933 Dönemin en önemli edebiyat dergilerinden Story “Uçan Trapezdeki Cesur Genç Adam” öyküsünü yayımladı.

 

1934 Derginin editörlerinden hiçbir davet almadığı halde, onlara 1934 yılının ocak ayı boyunca her gün yeni bir öykü gönderdi. Öyküleri kısa sürede The American Mercury, Harper’s, The Yale Review, Scribner’s, The Atlantic Monthly gibi önemli dergilerde yayımlanmaya başladı.

 

1934 Random House yayınevi Uçan Trapezdeki Cesur Genç Adam ve Diğer Öyküler kitabını yayımladı. Kitap büyük bir başarı kazandı.

 

1935 Avrupa seyahatine çıktı. Londra, Paris, İskandinavya ve Moskova’yı ziyaret etti. İlk kez Ermenistan’a gitti. Dönemin önde gelen yazarlarıyla tanıştı.

 

1936– Stalinist takibatlar sırasında Saroyan’ın Ermenistan ziyaretinde tanıştığı yazar arkadaşlarının bazıları, bu arada ünlü şair Yeğişe Çarents öldürüldü.

 

1939 “Yaşamak Vakti” oyunuyla Pulitzer Ödülü’nü kazandı. Ticaretin sanata hükmetmesini kabul edemeyeceğini söyleyerek ödülü reddetti. Aynı yıl, New York Drama Eleştirmenleri ödülünü kabul etti.

Savaş karşıtı ‘Önce Amerika’ örgütünün kurucularından biri oldu. İkinci Dünya Savaşı başladı. Orduya alındı. Görev yeri New York’tu; ancak vaktinin çoğunu bir otelde, askeri personelle hiç temas etmeden geçirdi.

 

1940 En çok bilinen eserlerinden Aram Derler Adıma yayımlandı.

 

1942 Ordu Film Birimi’yle birlikte Londra’ya gönderildi. Ordunun sipariş ettiği romanı Wesley Jackson’ın Maceraları’nın içerdiği pasifist temalar nedeniyle divanı harbe çıkmaktan kılpayı kurtuldu.

 

1943 19 yaşında bir oyuncu olan ve kendisi gibi yetimhanede büyüyen Carol Marcus’la evlendi. Eylül ayında oğulları Aram doğdu. MGM film şirketi için yazdığı İnsanlık Komedisi senaryosunu romanlaştırdı. Roman büyük beğeniyle karşılandı. Ordudaki görevi nedeniyle ruhsal durumu sarsıldı. Psikiyatrik gözetim altına alındı.

 

1944 Türkçedeki ilk Saroyan kitabı olan İnsanlık Komedisi Ahmet Hisarlı’nın çevirisiyle, Ahmet İhsan Basımevi tarafından yayımlandı.

 

1945 İkinci Dünya Savaşı sona erdi. Eylül ayında ordudan terhis edildi.

 

1946 Kızı Lucy doğdu. Wesley Jackson’ın Maceraları yayımlandı; kimi eleştirmenler kitap nedeniyle Saroyan’ın yurtseverliğini sorgulayan yazılar kaleme aldılar.

 

1948 “Yaşamak Vakti” oyunu filme uyarlandı; başrolde dönemin en ünlü oyuncularından James Cagney vardı.

 

1949 Eşinden ayrıldı. Avrupa’ya gitti. Amerika’ya dönüşünde bir boşluğa düştü; kendini kumara ve alkole verdi, büyük paralar kaybetti.

 

1951 Sözlerini kuzeni Ross Bagdasarian’la yazdığı “Come On-a My House” şarkısı müzik listelerine ilk sıralardan girdi. Carol Marcus’la yeniden evlendi.

 

1952 Eşiyle nihai olarak boşandı. 1950’li yıllar boyunca alkol ve kumar alışkanlığından kaynaklanan sorunlar yaşadı; vergi borçlarını ödeyemez hale geldi.

 

1953 Aram Derler Adıma Türkkaya Ataöv çevirisiyle Varlık Yayınları tarafından yayımlandı.

 

1959 Avrupa’ya gitti. Viyana ve Londra tiyatrolarında başarılı projeler gerçekleştirdi.

 Eski eşi Carol Marcus ünlü komedyen Walter Matthau’yla evlendi.

 

1960 İkinci Ermenistan ziyareti.

 

1960– Pek çok kitabı Türkçeye çevrildi: İstiridye ile İnci (1961, çev. Memet Fuat), Yoksul İnsanlar (1961, çev. Memet Fuat), Açlar (1962, çev. Ali Püsküllüoğlu), Tracy’nin Kaplanı (1964, çev. Zeyyat Selimoğlu), Altın Çağ (1967, çev. Tarık Dursun K.), Dünyanın Bir Öğle Sonrası (1969, çev. Tarık Dursun K.).

 

1961 Purdue Üniversitesi’nde yazarlık dersleri verdi. Paris’te bir apartman dairesi satın aldı. Ömrünün sonuna dek her yıl birkaç ayı bu evde geçirdi.

 

1962 Geldi, Gidiyor, Adı Lazım Değil adlı özyaşamöyküsü yayımlandı.

 

1964 Mayısta Türkiye’yi ziyaret etti. Bedros Zobyan, Ara Altunyan ve Fikret Otyam’la birlikte İstanbul, Ankara, Samsun, Giresun, Trabzon, Erzurum, Ağrı, Van, Bitlis, Muş, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, İskenderun, Antakya, Adana, Antalya, Denizli ve İzmir’i gezdi.

 

1966 Kardeşleri Henry ve Kozet’le birlikte, William Saroyan Vakfı’nı kurdu.

 

1970– Üretmeye ve kitaplarını yayımlamaya devam etti: Taitbout Sokağı 74’ten Mektuplar (1971), Zaman Geçirdiğim Yerler (1972), Ölüm Dirim ya da Aya Kaçış (1973), Tesadüfi Karşılaşmalar (1978), Ölüm İlanları (1979).

 

1975 “Bitlis” oyununu kaleme aldı.

 Fotoğrafçı Ara Güler’le Paris’te tanıştı.

 

1976 Üçüncü Ermenistan ziyareti. Fotoğrafçı Boğos Boğosyan’la tanıştı.

 

1978 Dördüncü ve son Ermenistan ziyareti. “Yüreğim Dağlardadır” oyunu Erivan’da, Sundukyan tiyatrosunda, Vartan Acemyan tarafından sahnelendi; izleyiciler arasında Saroyan da vardı.

 

1981 18 Mayısta, kanser nedeniyle, doğduğu yer olan Fresno’da hayatını kaybetti. Vasiyeti üzerine naaşı yakıldı; küllerinin yarısı Fresno’ya, yarısı Yerevan’a gömüldü.

|